Kimin Bedduasını aldın sen Bolu ?
- Telegram
Bolu…
Bir zamanlar “Dünya'nın 8.Harikası olmaya aday şehir, Allah'ın yaratma sanatının yeryüzündeki iz düşümü, hafta sonu kaçamaklarının gözdesi, temiz havası,doğası,huzuru ile övünülen şehir…
Şimdiyse?
Sanki kötü yazılmış bir senaryonun figüranı.
Akrepsiz kalmış saatin yelkovanı...
Bir tarafa bakıyorsun, belediye başkanının özel hayatı memleket meselesine dönüşmüş.
Özürler, açıklamalar, fısıltılar…
Devlet ciddiyetiyle yönetilmesi gereken bir kurum , magazin programının merkezine dönüşmüş durumda 'Aşk,sevgi,yalan,ihtiras,ihanet...
Çalışan herkes zan altında özellikle hanımefendiler huzursuz,mutsuz...
Öte yandan Ak Parti cephesinde, biri ötekine ayar verme derdinde.
Toplantılar yapılıyor, restleşmeler oluyor… sonuç?
Koca bir sıfır. Gürültü var, icraat yok.
Tarihi bir fırsat önlerine düşmüşken malesef bunu görecek feraset yok...
CHP desen, ayrı bir hikâye.
Tutuklu başkan var, ekip var… ama savunması yok.
Ses çıkması gereken yerde sessizlik, omuz verilmesi gereken yerde yokluk.
Siyaset dediğin şey sadece koltukta oturmak değil, bazen bedel ödemeyi de gerektirir. Ama o kısım pas geçilmiş.
Chp vekili hani varya bir hikaye hepiniz bilirsiniz...' Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranabiliyor. Kalmış iki cami arasında...
Milliyetçi cephede ise başka bir tablo…
Üç ayda üç il başkanı. Neredeyse nöbet değişimi gibi.
Neyseki MHP'de devamlılık esastır.Biri gider, diğeri gelir aslolan teşkilattır.
Ve meşhur Bolu Belediyesi davası...
“Dallas” dizisini kıskandıracak seviyeye gelmiş durumda.
Şehirde dolaşan hikâyeler…
İcbar, irtikap, şantaj, montaj…
Ve en kötüsü…
Bu işler artık fısıltıyla değil, dosya dosya, görüntü görüntü dolaşıyor.
Elden ele, telefondan telefona…
Ahlak çöktüğünde, ilk düşen şey utanma duygusu oluyor zaten... Ne yapan utanıyor,ne gösteren,nede gören...
Gelelim asıl meselelere ;
Her gelen siyasi ve bürokratın yıllardır verdiği aynı vaatlere :
“Turizm şehri olacağız.”
Kartalkaya’da yaşanan felaket sonrası turizm can çekişiyor.
Gelen turist sayısı düşmüş, esnafın yüzü asık, hâlâ kürsülerde aynı cümle: “Potansiyelimiz var.”
Potansiyel, icraat yapılmadığında sadece teselli cümlesidir.
“Spor kenti olacağız” dediler.
Bolu’nun markası olan kulüpler…
Destek yok, sahip çıkan yok.
Bir şehrin takımı düşerse, aslında sadece ligden düşmez…
O şehrin morali düşer, umudu düşer.
Şükür ki bu kadar desteksizliğe rağmen düşmedi... Hoş düşse kimin umrunda...
Şehrin Ekonomisi mi?
Daha da acı.
Şehrin büyük firmaları birer birer konkordato ilan ediyor.
Bankalar frene basmış.
Piyasada nakit yok, güven yok.
Güven olmayınca ticaret de olmuyor zaten.
Vergi dairesi…
Tebligat bile göndermeden hesaplara bloke koyuyor.
Devlet vatandaşına haber vermeden el uzatıyorsa, orada hukuk değil korku vardır.
Pazar yerinde fiyatlar…
Denetim yok.
Komisyoncu ne derse o.
Vatandaş bakıyor, geçiyor.
Çünkü pazarlık edecek hali bile kalmamış.
Ve bütün bu karmaşanın ortasında…
Aslında hiç bu hikâyeye ait olmayan bir şehir duruyor.
Sessiz.
Yorgun.
Kırgın,
Dargın..
Kendi kendine soruyor:
“ Kimin Bedduasını aldın sen Bolu ? "
