Bir çocuğun hayatına dokunmak: Koruyucu aile olmak…
- Telegram
12 Mart Çarşamba gecesi Bolu Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen koruyucu aile iftarına katıldık.
Yaklaşık beş yıldır katıldığım bu iftarlarda hep aynı tabloyla karşılaşırım: Devlet koruması altında bulunan çocukların, onları bağrına basan koruyucu anne ve babalarıyla birlikte nezih bir ortamda buluşturulduğu; başlarının okşandığı, gönüllülüğün en güzel örneklerinden birini sergileyen o güzel insanlara devletin adeta “İyi ki varsınız” dediği anlamlı buluşmalardır bunlar.
Çocuğun ve onu bağrına basan ailelerin arasında, devlet gözetiminde kurulan bu mukaddes ilişki doğası gereği çok görünür değildir. Zira işin özü, travmatik bir hayat başlangıcının sevgi ve şefkatle sessizce iyileştirilmesine dayanır.
Hatırlarsınız…
Eskiden devasa binalarda, onlarca çocuğun bir arada kaldığı koğuş tipi yurtlarımız vardı. Devletimiz tüm imkânlarını seferber etse de o soğuk koridorlarda eksik kalan hep aynıydı: birebir sevgi ve aidiyet.
Son yıllarda Türkiye bu konuda sessiz bir devrim gerçekleştirdi. Artık hedef, her çocuğun bir aile sıcaklığında büyümesidir.
Koruyucu ailelik sistemi; biyolojik ailesinin yanında bakılamayan çocuklara geçici ya da kalıcı bir liman olmayı ifade ediyor. Özellikle 2010’lu yılların başından itibaren yaygınlaşan bu uygulama, korunmaya muhtaç çocuklar için son derece fıtri ve insani bir çözümün kapısını aralamış oldu.
Toplumsal dayanışma kültürümüzden beslenen bu proje sayesinde çocuklar artık soğuk kurum duvarları arasında değil, sıcak bir aile ortamında büyüme imkânına kavuşuyor.
Düşünün…
Gece bir çocuğun üstünü örten anne figürünün yerini hangi nöbetçi memur tutabilir?
Bir yemek sofrasında biyolojik olmasa da kardeşleriyle birlikte oturmak, “Önündekini bitir” diye tabağını gözetleyen bir anneye ve “Yarın hep birlikte pikniğe gidiyoruz” diyerek ortamı neşelendiren bir babaya sahip olmak…
Sınıfta Anneler Günü kutlanırken arkasını döndüğünde ona el sallayan koruyucu annesini görebilmek…
Koşarken düştüğünde onu yerden kaldıran, yarasını sarıp “Ağlama kızım, ben yanındayım” diyen bir koruyucu babanın sağladığı o güven duygusu…
Hakikaten de hiçbir dünyevi imkân, hiçbir lüks oyuncak, hiçbir modern destek; bir annenin, bir babanın ve sıcak bir yuvanın sağlayacağı o yürek genişliğini bir çocuğa veremez.
Sokakta yürürken parkta oynayan çocukların neşeli çığlıklarını duyduğumuzda hepimizin yüzünde istemsiz bir gülümseme belirir. Peki ya o parkın uzağında, bir camın arkasından dünyayı izleyen; akşam olduğunda “Anne, bugün okulda ne oldu biliyor musun?” diyebileceği bir ses bekleyen o küçük yüreklere ne demeli?
Dünyanın bin bir türlü hâli var. Hayat nehri bazıları için daha sert akıyor. Parçalanmış aileler, annesiz babasız büyümek zorunda kalan çocuklar…
2026 yılı verilerine göre Türkiye genelinde yaklaşık 9 bin koruyucu aile yanında 10 bin 600 çocuk bakım görüyor.
Ama toplumumuzun kaçta kaçı koruyucu aile programlarından haberdar?
Bugün Bolu’da elliden fazla aile bu sorumluluğu üstlenmiş durumda. Devletin gözetiminde, farklı hayat hikâyelerine sahip çocuklara şefkatle kucak açıyorlar.
Evet, Bolu’da da Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi eli öpülesi koruyucu anneler, sımsıkı sarılası koruyucu babalar var. Bu fedakâr insanlar, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesindeki Koruyucu Aile Birimi’nde görev yapan uzmanların rehberliğinde bu mukaddes görevi yerine getiriyorlar.
Bu çocukların kundakta olanı var…
Anasız babasız olanı var…
Yetimi var, öksüzü var, engellisi var…
Ama her ne olursa olsun artık onları bekleyen sımsıcak yuvaları var.
Gelin bir koruyucu babanın duygularına kulak verelim.
“Henüz üç buçuk yaşındaydı…
Anne ve babasını kaybettiğinde çıktığı o uzun yolculuktan sonra görevlilerin arasında kara gözleriyle bana uzun uzun baktığı ilk anı dün gibi hatırlıyorum.
Kollarımız birbirine kavuştuğunda kucağımda uyuya kalan o minik beden ne kadar da yorgundu. Ellerindeki terliklere sanki hayatta sahip olduğu tek sermaye gibi sarılıyor, kaybolur korkusuyla onları sıkı sıkı tutuyordu.
Çok uzaklardan gelmişti sanki. Ve sanki meleklerden haber getirmişti.
Karlı bir kış gününde yetkililer onu bize teslim ettiğinde arabamızın arka koltuğunda otururken etrafı nasıl merak ve endişeyle süzdüğünü nasıl unutabilirim?
Gece uykusundan hıçkırıklarla uyandığında ellerimize sarılarak yeniden uykuya dalışını…
Ninniler ve ilahiler eşliğinde huzur buluşunu…
İlk karnesini getirişini…
İlk oyuncağını kucaklayışını…
İçinde kaybolduğumuz masalları…
Nasıl unutabilirim?”
Bu olağanüstü duygu seli aslında proje kapsamındaki pek çok evde yaşanıyor. Ancak ne yazık ki hem şehrimizde hem de ülkemizde bu güzelliğin yeterince tanınmadığını düşünüyorum.
İnsanlarımızın, gönüllülüğün ve iyiliğin kapılarını ardına kadar açan bu projeden daha fazla haberdar olması gerektiğine inanıyorum.
Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım da tam olarak budur: Şehrimizin insanlarını bu konuda daha duyarlı olmaya davet etmek.
Koruyucu aile olmayı seçen anne ve babaları takdir etmeye yetecek kelime bulmak gerçekten zor. İnşallah Rabbimiz onların bu iyiliğini kat kat mükâfatlandırır, evlerini bereketle doldurur.
Yazının bu noktasında projeyi yürüten kıymetli bir kadroyu da anmadan geçemem.
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde; İl müdürümüzden sosyal çalışmacısına, hukukçu personelden büro görevlilerine, psikoloğundan hizmet aracı şoförüne kadar büyük bir ekip bu iş için emek veriyor.
Kendisini bu çocukların manevi babası gibi gören İl Müdürümüzün öncülüğünde görev yapan tüm personel, bu işi sadece mevzuat gereği yürütülen bir hizmet olarak görmüyor. Sizinle ağlayıp sizinle gülen bu insanlara ne kadar teşekkür edilse azdır.
Koruyucu aile olarak bu projeye omuz veren, bir çocuğun hayatına dokunan ve belki de farkında olmadan kendilerini ilahi koruma altına alan tüm güzel insanları saygıyla selamlıyor, önlerinde hürmetle eğiliyorum.
Yazının muhatabı olan tüm hemşerilerime çağrım şudur:
İlk fırsatta Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ndeki Koruyucu Aile Birimi’ne uğrayın. Proje hakkında bilgi alın. Sizi tebessüm eden gözlerle karşılayacaklar ve mutlaka bir çay ya da kahve ikram edeceklerdir.
Bu vesile ile tüm dostlarımızın Kadir gecesinin mübarek olmasını niyaz ediyorum. Yaklaşan Ramazan Bayramınızı da şimdiden tebrik ediyor, çocukların katledilmediği bir dünyaya vesile olmasını temenni ediyorum.
Sözlerimizi Kur’an’ın şu hikmetli ayetiyle bitirelim:
“Kim zerre miktarı hayır işlemişse onun karşılığını görür.
Kim de zerre miktarı kötülük işlemişse onun karşılığını görür.”
Kalın sağlıcakla…
